Tag Archives: kitap analizi

Uçurtma Avcısı – The Kite Runner


 

Uçurtma Avcısı

Çeviren:  Püren Özgören

Everest Yayınları

Acının başka bir adı sadakat olabiliyormuş, ihanete rağmen. Bunu öğrendim. Teslimiyetteki son basamağın da huzur olduğunu… Hasan huzuru ilk tadanlardan oldu.  Ondaki bu hassasiyet, içsel uyarıcı kaynaklıydı…  “Fıtratındandı…” diyebiliriz buna pekala. Emir’in ise sadakate dair öğreneceği pek çok şey olacaktı. Maalesef öğrendiklerini uygulayıp sindireceği zaman yelpazesi de geniş olacaktı. Onun çocukluğu, umursamaz, şüpheci, bencil tavırları -ki nihayetinden o bir çocuktu- yelpazenin iki ucunun birbiri ile buluşması ile sonra erecekti. Ve yeni bir çocukluğa, kimliğe adını yazacaktı.

İhanet etmek, unutmaya çalışmak, ama asla unutamamak… Bir gün mazi karşımıza dikilip: “bana bak, dikkatlice bak. Hayır kapama gözlerini!” diyerek hesap soracak. Ama yüzleşmeler hep debdebeli olur. Kısa süreli bir yüzleşme bile insanın duygularını müşevveş hale sokmasına yetiyor.  Ruh sanki üstü kapalı bir çay bardağına sıkıştırılmışçasına büzülüyor, orada daralıyor. Çareyi de kaçmakta, yani bardağı çatlatarak oradan kurtulmada buluyor. Bunu mecazi olarak Emir’de, gerçek anlamda ise küçük Sohrab’ın küçük yüzleşmeleri sonrası, banyoda bedenden kurtulma girişiminde görüyoruz.

Bunu bir paragraf ile  örneklendirelim.

” ‘Baban tıpkı senin gibi, ruhen işkence çekiyordu’ , diye yazmıştı Rahim Han. Belki de öyleydi. Her ikimiz de günah işlemiş, ihanet etmiştik.. Ama Baba vicdan azabından iyi, doğru bir şey yaratmanın bir yolunu bulmuştu. Ben ne yapmıştım peki? Suçumun acısını, tam da ihanet ettiğim kişilerden çıkartmanın, sonra da her şeyi unutmaya çalışmanın dışında? Uykusuzluk hastalığına yakalanmaktan başka ne yapmıştım? Hataları düzeltmek için, kılımı kıpırdatmış mıydım?

Hemşire elinde şırıngayla içeri girip morfin ister misin diye sorunca hemen evet dedim.”

Demiştim ya; ihanet etmek, unutmaya çalışmak, ama asla unutamamak…

İhanetten bahsettik şimdiye kadar. Peki ya bedeli?

İhanetin bedeli, boyutuyla doğru orantılı olduğunu düşünmüşümdür her zaman. Ve ödediğin bedel, ihanetin sana U dönüşü olabilmekte. Bu kitapta da öyle idi. Bedel ektiğini biçmekti. Sohrab, bu bedelin bir parçası oluyor. Romandaki kapalı kapının kilidi. Emir ise bu kilidin anahtarı. Anahtarı eline alan, kilide yerleştirip kapıyı açan ise Rahim Han…

Ve Afganistan… “Çocuğun çok, çocukluğun olmadığı” ülke… Güllerin kokmayı beceremediği, babaların kan tükürdüğü ülke. Zulmün türlü türlü boyutları…

Ve Amerika… Onun hayranlığı maalesef öylece devam etmekte. Hoş, Amerika’da olunsa da daüssıla kaçınılmazdır. Ve Tanpınar’ın dediği gibi, “Onunla geçmiş hayatın en iyi izahını yapabiliriz.” Elbette ki bu bizim elimizde. Fakat, Emir bunu ancak Rahim Han vasıtasıyla gerçekleştiriyor.

Bu kitap, insanın kalbine önce can kırıklıkları dolduruyor. Bunu fazlasıyla beceriyor. Sonra ise Emir’in de bir yerde başka bir şey için dediği gibi bir tebessüm bırakıyor…

“bir tebessüm

Orantısız.

Çarpık

Varla yok arası

Ama orada…”

Seyretmeyin, okuyun. Kitapta, filminden çok daha fazlası var.  Filmini seyretmek, mantıyı sossuz yemek gibi bir şey.

Leyli

4 Yorum

Filed under Roman

Aşka ve Kadınlara Dair Aşkın Metafiziği – ARTHUR SCHOPENHAUER


 

Aşka ve Kadınlara Dair

Aşkın Metafiziği – ARTHUR SCHOPENHAUER

 

Fikir dün sunuldu “Afili hatunlar”, filintaların dişi versiyonu olsun. Hoşuma gitti! Bir süre önce okuduğum bir kitapla başlamak istedim. Aşkın metafiziğini arkadaşımın tavsiyesi üzerine okudum, bir erkek filozofun kaleminden kadınlar, iyisiyle kötüsüyle.  “Ugly Truth” diye tabir edilebilecek acı gerçekler de var tabii. Okurken feministlik damarlarım kabardı, kabul edemediğim yanları da vardı, iddialı tespitler! Bu analiz-tez’de; aşkın ne olduğunu, erkeklerin kadınlardan ne beklediğini ve kadınların erkeklerden ne istediğini analiz eden Schopenhauer’un bakış açısı negatif, ancak buraya taşıyacağım alıntılar ılımlı ve taraflı! :)

 

Kitaptan kısa kısa:

 

* Birbirlerini en çok büyüleyenler, birbirlerini en çok tamamlayanlardır.

* İnsan yaşamı kadının göğsünden doğar / Onun dudaklarından öğrenirsiniz ilk ve küçük sözcükleri / İlk gözyaşlarınızı silen de o’dur / Son saatinde, son nefesini duyan da yine o’dur.

* Bir şey ne kadar soylu ve mükemmel ise, onun olgunluğa erişmesi de o derece geç ve yavaş olur.

* Güç ve nazik meselelerde kadınlara danışmak hiçbir surette hafife alınacak bir konu değildir. Biz erkekler, eğer tutkularımız uyanmış ise, nesneleri abartmaya yahut var olmayan şeyi hayal dünyamızda canlandırmaya yatkınızdır.

* Herkes bir başka kimsede kendisinin yoksun olduğu mükemmeliyetleri arzu eder ve kendisininkinin tersi olan kusurları güzellik olarak düşünür.

* Kadınlar, irade sağlamlığı, kararlılık, cesaret ve belki de dürüstlük ve iyi kalplilikten büyülenirler.

 

Hamiş: Yalnız başıma oturup çayımı yudumladığım, yağan karı seyrettiğim, insanları izlediğim, arada da gazetedeki yazılara göz gezdirdiğim bir andı…- Bilindik, sevdik o melankoli havası zirveydi yani! Yazmak için yaşamak istediğimin farkına vardım. Yazmak için anı biriktirmek; okumak, gezmek, hayatı izlemek, yalnız kalmak… Yazarlara imrendim. Telaşım olsun istedim yazabilmek için yaşamak; ve kalbimin atışlarını hızlandırdı bu fikir. ‘Ne olmak istiyorum acaba’ sürecindeki her birey, cevabı bulduğunda heyecanlanır şüphesiz. ‘Buldum buldum!’ diye bağırasım var, daha önce bunu niye göz ardı ettim diye kendimi cimciresim :) Dilerim bu an hayatımı değiştirir dedim sık sık içimden.

 

 

İmza:

Pandora’nın Umudu

29 Ocak 2011

 

2 Yorum

Filed under Genel